Vesiletunnecat Homepage
Forum Home Forum Home > ORGANİZASYON > Eğitim - Öğrenim
  New Posts New Posts
  FAQ FAQ  Forum Search   Register Register  Login Login

24 Saat Kur`an-ı Kerim Dinleme


Hadis Alimleri

 Post Reply Post Reply
Author
Message
kral View Drop Down
Administrator
Administrator
Avatar

Joined: 08-03-2006
Status: Offline
Points: 1323
Post Options Post Options   Thanks (0) Thanks(0)   Quote kral Quote  Post ReplyReply Direct Link To This Post Topic: Hadis Alimleri
    Posted: 01-03-2009 at 20:30
İMAM BUHARİ

Adı: Muhammed b. Ismâil b. Ibrâhim'dir. Hicri 194 yilinin, sevvâl ayinda; mübârek bir Cum'a günü, Buhârâ'da dogdu. Künyesi: Ebû Abdullah olup, Imâm Buhâri ismiyle söhret kazandi. Ilk dersini, babasindan aldi. Babasi da (hadis ilminde) dördüncü tabaka râvilerinden idi.

O zaman Buhârâ, önemli ilim merkezlerinden biriydi! Muhammed b. Ismâil (rahmetullahi aley) ne yazik ki, küçük yasta yetim kaldi. Babasindan miras kalan epeyce serveti, sâliha bir hanim olan annesi; onun ve kardesinin tahsilleri için harcadi. Bu sirada küçük Muhammed'in basina, bir aksilik daha geldi. Bir hastalik sebebiyle, gözleri görmez oldu! Çok üzülen annecigi, tedâvi için, hiç bir fedâkârliktan kaçinmadi. Fakat oglunun körlügü, devam ediyordu. Annesi duâ etmekten baska, çâre kalmadigini anladi.

Bir gece gözyaslari arasinda duâ ederken, uyuyakaldi! Rüyâsinda Ibrâhim aleyhisselâmi gördü. O büyük peygamberden;oglu için duâ ricâ etti. Ibrahim aleyhisselâm tebessümle buyurdu ki: ''Üzülme kizim! Allahü teâlâ, oglunun gözlerini iâde edecek! '' heyecanla uyandiginda oglu sevinçle, kendisine sarildi ve: ''Annecigim! Seni artik görüyorum!'' diye müjdeledi. Sonra Buhârâ'daki âlimlerden, hadis-i serif ögrenmeye basladi. Önce kâtipler arasinda, kâtiplik yapiyordu! 10 yasindan itibaren, âlimlerin derslerini dikkatle takip etti. 15 yasina girmeden; 70.000 hadis-i serif ezberindeydi! Bu zekâ ve hafiza hârikasini görenler: ''Hakikaten bu kadar hadis-i serifi, ezberledin mi?'' diye sordular. O da sâkin sâkin, cevap verdi: ''Evet! Hatta, 70.000'den de fazla hâdislerin, kim tarafindan rivâyet edildigi de hatirimdadir.

Ayrica râvilerin, ölüm ve dogum tarihlerini de, söyleyebilirim.'' 16 yasina girince; Abdullah b. Mübârek ve Vaki b. Cerrâh hazretlerinin hadis kitaplarini, tamamen ezberlemis bulunuyordu! 16 yasindan itibaren, ilim ögrenmek üzere seyâhatlara basladi. Pek çok ilim merkezine ilim yolunda kosanlardan yaptigi bu seyahâtlar;40 yasina kadar devam etti.

Imtihân

Bagdad'a geldigi zaman, orada hadis âlimleri kendisini imtihân etmek istediler. Çünkü henüz yaslanmamisti. Genç olmasina ragmen, gerçekten bilgili miydi; merak ediyorlardi! Yüz tâne hadis-i serif metnini ve rivâyet edenleri, ayri kâgitlara yazdilar. Hepsini karistirip, Muhammed Buhâri (rahmetullahi aley) hazretlerinin önüne biraktilar! Bu hâdis-i serifleri biliyor musunuz?''diye sordular. O da hepsini teker teker, rivâyet edenleriyle birlikte yerli yerine yerlestirdi. Sonra, kendilerine bildirdi . Basra câmiine geldigi zaman ise, bir müslüman seslendi: ''Ey Basralilar! Muhammed b. Ismâil Buhâri (rahmetullahi aley) sehrimizi tesrif etmistir. Ilminden istifâde etmek isteyenler, gelsinler.'' Gidip baktilar ki; genç bir zât, direk arkasinda namaz kiliyor! Namazi bitince, Basralilar etrafini sarip; kendilerine hadis-i serif yazdirmasini istediler. O da bu istekleri kabul edip, bir miktar yazdirdi. Sonra onun geldigini bildiren kimse yarin da; biska bir yerde hadis yazdiracagini ilân etti. Ertesi gün basina toplananlar, 1.000 kisiden fazlaydi! Imlâdan (yazdirmadan) önce, bir konusma yapti:''Ey Basralilar! görüyorsunuz ki ben, genç biriyim. Buna ragmen benden, hadis-i serif dinlemek istediniz! Hepinizin daha iyi istifâde etmesi için, sizlere yanliz Basra'li râvilerin (rivâyet edenlerin) hadis-i seriflerini yazdiracagim. '' buyurdu ve söyledigi gibi yapti: ''Kisi, sevdigi ile beraberdir!'' hadis-i serifini yazdirirken, sunlari söyledi: ''Siz bu mübârek müjdeyi, su râvilerin rivayetiyle bilirsiniz!'' ve Basralilarin bildigi, râvileri siraladi. Sonra da, kendisinin bildigi diger râvi zincirini saydi.

Nisâbûr sehrinde bir âlim, Atâ Keyhârâni'den (rahmetullahi aley) rivâyette bulundu. Fakat Keyhârân'in, nerede oldugunu bilmiyordu! Imâm Buhari'ye sordu. O da buyurdu ki: ''Keyhârân, Yemen taraflarinda bir bölgedir. Atâ Keyhârâni hazretleri ise o hadis-i serifi falan zâtdan isitmisti!

Sahih-i Buhâri

IslÂm âlimleri ittifakla (söz birligiyle) buyurmuslar ki: ''Kur'ân-i kerimden sonra en sahih kitap, sahih-i Buhâri'dir'' ImÂm Muhammed Buhâri hazretlerinin, en büyük ve en meshûr eseri budur. Gerçekten sahih hadis-i serifleri toplayan, çok önemli bir eserdir. Bu kitabini, Mescid-i Harâm'da yazdi. Her hadis-i serifi yazmadan önce; istihâre yapmistir! Gusl'edip, Kâ'be'de makâmin arkasinda, iki rek'at namaz kilardi. Sahih olduguna kesin sekilde inandigi, hadis-i serifleri almistir. Müsveddenin temize çekilmesini ise, Medine-i münevverede; sevgili peygamberimizin mübârek kabirleri ile, minberi arsindaki ''Ravzâ-i Mutahhara'' mevkiinde yapti. Bizzat buyurdu ki: ''Câmiü's-sahih'i 600.000 hadis-i serif arasindan seçtim! Her hadis-i serifikitaba koymadan önce gusl'edip, iki rek'at namaz kildim. Istihâre edip, sonra yazdim. Bunlari yapmadan, hiçbir hadis-i serif almadim!Sahih'i 16 yilda tamamladim. Kitapta, 7.275 hadis-i serif mevcuttur. Rumûzu; 'Hi'' harfidir. Sadece; sahih hadisleri bildirdim. Bununla beraber kitaba yazilmayanlar, daha fazladir!'' Eserin adina ''Sahih'' denilmesinin sebebini ise, söyle anlatir: ''Rüyâmda, sevgili peygamberimizi gördüm! Karsilarinda oturuyor ve elimdeki yelpâzeyle, mübârek yüzlerini serinletiyordum. Rüyâmi anlattigim bâzi büyük zâtlar buyurdular ki: 'Sen, peygamber(s.a.v) efendimizin gerçek hadis-i seriflerini; sanki o'nun sözleriymis gibi uydurulan yalanlardan ayiracaksin! diye yorumladilar. Bu rüyâdan sonra daha çok çalisarak, sahih hadisleri topladim. Bu sebeple kitabima da, ''sahih''adini verdim!

Imâm Buhâri hazretleri(hadis-i serif râvilerini) çok incelerdi, Dinin emirlerine uymayan,edepleri gözetmeyen veya ahlâkinda bir kusûr bulunan kimselerin rivâyetlerini; kitabina yazmadi!''Kütüb-i Sitte''denilen, alti sahih hadis-i serif kitabinin en basta geleni; sahih-i Buhâri'dir.

Seyâhatleri

Gittigi ilim merkezleri: Mekke-i mükerreme ve Medine-i mgnevvere basta olmak üzere; Bagdat, Basra, Kûfe, Misir, Nisâbûr, Belh, Merv, Askalan, Dimask(sam), Hums, Rey, kayseriyye ve diger beldelerdir. Ulastigi yerlerde, zamanin meshûr âlimlerini bulur; onlardan hadis-i serif dinlerdi. Bir arkadasi söyle anlatir: Basra'da birlikte, hadis âlimlerini dolasirdik. Biz yazardik; O yazmazdi hepimiz kendisine, takilir dururduk: 'Bu duyduklarini, unutacaksin!' derdik. Aradan 16 gün geçince, bizlere: 'Artik bana satasmakta, çok oldunuz! Yazdiklarinizi getirin de, okuyalim! dedi. Yazdigimiz hadislerin, hepsini getirdik. O ise bizim yazdiklarimizin tamamini; ezberden okuyuverdi! O zaman anladik ki, hadis ilminde hiç kimse, onu geçemez!'' ''Annem ve kardesim Ahmed'le birlikte, Hacca gittik. Hac farizasindan sonra anacigim ve kardesim, Buhârâ'ya döndüler. Ben ise Mekke'de kalip, hadis-i serif ve din bilgileri toplamaya basladim. 18 yasima girince; sahâbe ve Tâbiin fetvâlarini cem'ettim(topladim). Bir ara, Medine-i münevvereye gittim. Sevgili peygamberimizin kabri serifi basinda ve geceleri ay isiginda; Tarih-i Kebir adli kitabimi yazdim. Bu kitaptaki her zâtin, ben de bir kissasi (hikâyesi) vardi. Eseri uzatmamak için, hepsini kaydetmedim.

Gerçekten hadis-i serif râvilerinin hayatlari ve hadis ilmindeki durumlarini inceleyen bu eser; kendi sahasinda ilk yazilanlar arasindadir . Kitabini yazarken; faydalandigi sahâbe ve Tabiin rivâyetlerini de ögrenmis oluyordu! ''Hadis-i serif tahsili için; 2'ser def'a Misir'A ve Sam'a, 4 def'a Basra'ya gittim. Bagdad ve Kûfe sehirlerine, kaç def'a gittigimi sayamam!'' demistir. Imâm Buhâri hazretleri bu seyâhatlerinde; 1.000'den fazla âlimden hadis-i serif ve diger ilimleri ögrenmistir.

Ibâdet Ve Ihlâsi

Imâm Buhâri hazretlerinin, ibâdetteki ihlâs ve husûu çok fazlaydi. O kadar ki namaz kilarken, bir esek arisi kendisini tam 17 def'a sokmustu da haberi olmamisti! Çünkü arinin soktugunu, namazda hissetmiyordu! Kendisine, babasindan çok mal kalmisti. O parayla, talebelerinin nafakasini saglar ve fukâraya sadaka verirdi. Ayrica herkese iyilik ederdi. Bununla beraber kendisi çok az yer; günde 2-3 bâdemleiktifa eylerdi! Dört sene hiç yemek yemeyip, sâdece ekmekle idâre etti. Sonra hastalandi. Tabipler dediler ki: ''Bu hastalik, yanliz kuru ekmek yemekle meydana gelmistir!''Bunun üzerine, tekrar bâdeme basladi. (Bâdem öyle bir gidâdir ki, 40 gün yanliz et yeseniz hastalanirsiniz da; yanliz bâdemle yasiyabilirsiniz!) Ehl-i takvâ olan babasi dedi ki:''Mallarima; bir dirhem harâm veya süpheli karistigini bilmiyorum!'' O sebeple yiyeceklerini, dâima baba maliyla te'min ederdi.

Çok cömert, mürüvvet, ihtiyat ve vera sâhibiydi. Buhâri hazretleri bayram günleri hariç, bütün seneyi oruçlu geçirirdi. Gecenin ilk saatlerinde biraz uyur, sonra kalkip ilim ve ibâdetle mesgûl olurdu. Süpheli seylerden kaçar, bilhassa giybetten çok çekinirdi. Sik sik söyle buyururdu: ''Isterim ki Rabbime; hiç giybet etmeden kavusayim. Böyle bir hakdan dolayi, kimse beni aramasin!'' Üç günde bir, hatim ederdi. Hatmi sonunda herkese duâeder ve:''Kur'ân-i kerim sonunda, yapilan duâ makbûldür.'' derdi. Rivâyet buyurdugu binlerce, hadis-i seriften birkaçi sunlardir: ''Her kim rizkinin bol olmasini ve ömrünün uzamasini severse. (sila-i rahm) yapsin!''

''Her iyilik, sadakadir!'' ''Kabrimi ziyâret eden kimseye; sefâatim; vâcib oldu!''

Allahü teâlâ hiçbirimizi sünnet-i seniyyeden ayirmasin âmin!.

Ömrünün Son Yillari

Ömrünün son yillarinda, Nisâbûr'a döndü. Onun ilimdeki üstünlügünü bilenler, etrafindan hiç ayrilmadilar. Gördügü itibar, bazi kimselerin, hasedini kabartti.Hos olmayan seyler söylenmeye baslayinca; Nisâbûr'u terketti. Oradan, Buhârâ'ya geldi. Vâli Halid b. Ahmed kendisine haber gönderip, eserlerini de beraber getirmesini bildirdi. Çünkü: ''Eserlerinizi bizzat, sizin agzinizdan dinlemek istiyorum.''dedi. Buna cevâben buyurdu ki: ''Ben ilmi; Emir kapilarina (vâliye)götürüp, zelil edemem! Ilim isteyen kimse; mescide veya ilim meclislerine buyursun!'' Vâli kizmakla birlikte, bir emir daha verdi: ''Öyleyse! Benim çocuklarima, özel hadis dersi vermek için, tesrif etsin!'' Buna karsilik, söyle cevab gönderdi: Bâzi müslümanlari, hadis-i serif dersiden mahrûm edip de; birkaç kisiye özel ders veremem!'' O zaman çok kizan Vâli; derhâl Buhârâ'yi terketmesini istedi. O da Vâliyi, Allahü teâlâ'ya havâle edip, Buhârâ'dan çikti.

Hazreti Imâm'in Buhârâdan çikis haberi üzerine, Semerkantlilar kendisini seve seve da'vet ettiler! O henüz yolda iken, Semerkantlilardan bir kisminin kendisini istedigini; bir kisminin ise gene, hasedcilerin karistigini ögrendi! Bunun üzerine Semerkant'in kasabasi olan Harteng'e akrabâlarinin yanina gitmeyi tercih etti. O henüz Harteng'e vâsil olmustu ki; kendisini Buhârâ'dan çikaran vâli Hâlid, görevinden azledildi. Hattâ, bir merkebe bindirslerek, sehrin dolastirilmasi ve münâdi'nin (tellâl):''Kötü isler yapmanin, sonu budur!'' diye bagirtilmasi, emredildi. O sirada Imâm Müslim huzurâgelip, ilimdeki üstünlügünden dolayi; Imâm Buhâri hazretlerini alnindan öptü ve: ''Müsâade buyur ki; ayaklarini da öpeyim, Ey üstadlarin üstâdi! Ey Muhaddislerin Efendisi! sana yanliz, hased edenler düsman olur. Sehâdet ederim ki senin; dünyâda bir esin yoktur!'' buyurdu.

Vefâti

Semerkant'in 72 km.yakinindaki Harteng kasabasinda, akrabâlari yaninda bulunuyordu. Hasedcilerin ve yari câhillerin, dedikodusundan bikmisti. Insanlarin bu hâllerinden, kalbi daraldi ve cani sikildi. Bir gece; teheccüd namazindan sonra, ellerini açip:''Yâ Rabbi! Yeryüzü bu genislikle; bize dar oldu. Artik beni de, tarafina al.'' niyâzinda bulundu. O ay, orada hastalandi. Son günlerinde, vasiyet etti ki: ''Cesedimi, 3 parça beyaz bez ile kefenleyiniz!'' 870(256h.) yilinin, Ramazan Bayrami gecesi vefât etti. Elbisesi çikarilincaya kadar, garib bir sekilde terledi. Sonra vasiyeti icâbi, 3 parça bezle kefenlendi. Harteng'de defnolundu. Vefâtindan birkaç gün sonra, mübârek kabrinden, misk kokusu tütmeye basladi! Bu hâlgünlerce devam etti. Geceleri ise kabrine, bilezik seklinde isik hâlesi iniyordu. Görenler, hayret ettiler! Mezarina hücûm edip, topragindan götürmeye basladilar. Öyle ki kabir, açilacak hâle geldi. O zaman mezari bekleyecek, bir bekçi tuttular. Fakat halkin hücumu, önlenemedi! Bunun üzerine agaçlardan, bir engel yaptilar.

Imâm Buhâri hazretleri vefâtinda, 62 yasindaydi. Ebced hesâbina göre dogumu: Sidk kelimesi(194) vefâti: Nûr kelimesi(256) bulunur! Necm b. Fadl der ki : ''Rüyâmda Sevgili peygamberimizi gördüm. Arkalarinda, Imâm Buhâri hazretleri bulunuyordu! Resûlullah(sallallâhü aleyhi ve sellem)efendimiz bir adim atsalar; o da bir adim atiyordu. Ayagini, Resûl-ü Kibriyânin kaldirdiklari yere koyuyor; onlarin izinden gidiyordu!'' Ahmed b. Hanbel hazretleri buyurdu ki: ''Horasan bölgesi, onun gibi birisini yetistirmedi.'' Recâ b. Mürci(rahmetullâ aleyh) ise söyle dedi: ''Imâm Buhâri hazretleri; Allahü teâlânin yeryüzünde yürüyen âyetlerinden bir âyet idi!''

Cenâb-i Hak cümlemizi, sevgili peygamberimizin ve o'nun vârisi olan Islâm âlimlerinin yolundan ayirmasin, âmin.


Imâm Müslim Hazretleri

                  
Alti meshûr hadis-i serif kitâbi, kütüb-i sitte'nin ikincisi, Sahih-i Müslim'dir. Bu kiymetli eserin müellifi de, Müslim b. Müslim el-Kuseyri en-Nisâbûri hazretleridir.Arablarin ''Beni Kuseyr'' kabilesine mensûb olmasina ragmen, Nisâbûr'da dogmustur.Bu sebeble, NisÂbûri olarak anilir. Künyesi: Ebü'l-Hüseyn'dir. En büyük, hadis-i serif imâmlarindan biridir! Ilim ögrenmek ve hadis dinlemek üzere hicâz Irak, Sam ve Misir diyârlarini dolasti.

Oralarda Ahmed b. Hanbel, Kureybe b. Sâid, Ebû Bekr b. Ebi seybe ve Imâm Safii hazretlerinin talebelerinden ve daha bir çok âlimden hadis dinleyip, rivayette bulunmustur. :Büyük muhaddis Imâm Muhammed Buhari hazretleriyle, Nisâbûr'da görüsmüstür. Bir sohbet esnâsinda, kendisinin bilmedigi bir hususu Buhâri hazretleri gösterince ayaga kalkarak onu alnindan öpmüs ve: ''Ey Muhammed Buhâri! senin dönyada bir benzerin olmadigina, sehâdet ederim! sana bugz edenler ancak, hasedlerinden bugz ederler.'' demis ve çok iltifat etmistir.Ömrünün son yillarini, dogdugu yerde (Nisâbûr'da) geçirdi.

Bütün zamanini, hadis-i serif dersi vermekle geçiriyordu. Nafakasini çikaracak kadar, ticâret de yapiyordu. Ancak 55 sene yasamis ve 875 (261h.) yilinda, Nisâbûr'da vefât etmistir. Sahia-i Müslim'de bildirilen bir hadis-i kudside Resûlullah Efendimiz, Allahü teâlânin söyle buyurdugunu naklederdi: ''Ey kullarim! Zulm etmeyi kendime haram kildigim gibi, sizin aranizda da haram kildim! Binâenaleyh, birbirinize zulmetmeyiniz;'' ''Ey kullarim! sizden öncekiler ve sonrakiler, bütün insanlar ve cinler bir yere toplanip; benden ihtiyaçlarini dileyecek olsalar. ve hepsinin dilekerini, yerine getirsem. Benim mülkümden ancak, igne denize batirildiginda, onun denizden noksanlastirdigi kadar azalir. Allahü teâlâ "Sahih" hadisleri; bize ulastiranlardan râzi olsun âmin.

Sahih-i Müslim

Sahih-i Müslim adli büyük eserinde; 4.000 kadar hadis-i serif meccuttur. Bunlari b,zzat kendisinin topladigi, 300.000 hadis arasindan seçtigini bildirir. Bu büyük eserini, 52 kitaba ayirmistir. Buhâri gibi ayrica, bâblara (bölümlere) bölmemistir. Eserin bas tarafinda; hadis ilmiyle alâkali mühim açiklamalar mevcuttur. Bilhassa, isnâd üzerinde, önemle durmustur. Çünkü kitabina koydugu farkli metinler için; degisik isnâdlarda bulunur. Degisik verilen metinlerI (hâ) harfiyle gösterilmistir. Imâm Müslim hazretlerinin Sahih'inden baska; 12 kadar orijinal eseri mevcuttur.Müslim'deki hadis-i seriflerden bazilari, sunlardir:

''Herhangi bir müslümanin basina yorgunluk, hastalik, düsünce, keder, aci, diken batmasina kadar, her ne gelirse. Allahü teâlâ bunlari, o müslümanin hatâlarina keffâret kilar!'' ''Bir kimse; hanimina bugz etmesin. Öünkü hoslanmadigi huylari varsa (bile) bunlara karsilik, memnûn olacagi huylari da vardir.

''Yarim hurma bile olsa, sadaka vermek sûretiyle! Cehennemden korunmaya çalisiniz!''

''Bir kimseye, ser olarak, müslüman kardesine,hakâret etmesi yeter!''

''Kendi aleyhinizi, evlâd ve mallariniz aleyhine; sakin bedduâetmeyiniz! ki, duÂlarin kabul olunacagi bir saate rastlar da; bedduâniz kabul olunur.''

''Cennet ehlinin kimler oldugunu, size bildireyim mi? Herkes tarafindan hor görülüp, hiçe sayilan, zaif vemütevazi bir mü'mindir ki; Allahü teâlâya yemin ederse muhakkak Allahü teâlâ onun yeminini yerine getirir!''

''Iki kimse arasinda, adâlet etmek; sadakadir! Güzel söz; sadakadir!''

''Kolaylastirin, zorlastirmayin! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin!''


Ebû Dâvûd hazretleri

Kütüb-i Sitte isimli 6 önemli, hadis-i serif kitabi sunlardir:1-Sahih-i Buhâri, 2- Sahih-i Müslim, 3- Sahih-i Tirmizi,4- Sünen-i Nesâi,5- Sünen-i Ibn-i Mâce,6- Sünen-i Ebû Dâvûd.. Ehl-i Sünnet'in ve bütün Islâi âlimlerinin, ittifak ettikleri bunlardir. Sünen-i Ebû Dâvûd adli eserin sâhibi Sicistan'da, 275h. yilinda dogmustur. Adi: Süleyman b. Es'as b. Ishâk b. Besir es Sicistâni'dir. Ebû Dâvûd, künyesidir! Hanbeli mezhebindedir. Kendisi çok kiymetli bir hadis-i serif, tefsir ve fikih âlimidir. Gençliginde Horasan, Sam, Irak, Hicaz, Misir gibi ilim merkezlerine giderek; zamanin en kiymetli âlimlerinden ders ögrendi ve hadis-i serif kaydetti.

Ebû Dâvûd hazretleri, 500.000 hadis-i serif yazdi! Bunlarin ancak, besbinden azini (4.800) seçti ve meshûr sünennini meydana getirdi. Buna ragmen bizzat buyurur ki: ''Bu kadar hadis-i serif arasinda; bilhassa su 4'ü bile dahi insanlara kâfidir: (1) ''Ameller, niyetlere göredir!'' (2) ''Insanin kendisine fâidesi olmayan seyleri terk'etmesi; müslümanliginin güzelligindendir!'' (3) ''Bir mü'min, kendisi için istedigi ve sevdigi seyi, kardesi için de istemedikçe imâni kâmil bir mü'min olamaz!'' (4) ''Helâl meydanda, harâmda meydandadir. Bunlarin arasinda, süpheli seyler vardir! Harâma düsmemek için; süphelilerden sakinmak lâzimdir!''

Halifenin Ricâsi

Ebû Dâvûd hazretleri, memleketi olan sicistan'dan Bagdat'a gelmisti. Orda ilim meclislerine istirak ediyor, hem de talebe yetistiriyordu. Bir aksam namazdan sonra, kapisi çalindi. Kapiyi açan hizmetli dedi ki: ''Efendim! Emirü'l- Mü'minin gelmis. Girmek için, müsaadenizi istiyor!'' Halifeyi karsilayan Ebû Dâvûd (rahmetullahi aleyh) onu münasip bir yere oturttu. Hâl ve hatir sorduktan sonra, ziyaret sebebini ögrenmek istedi. Emirg'l-Mü'minin dedi ki:'' Sizden 3 ricâm var! Birincisi, Basrâ'ya gelip yerlesmenizdir. Çünkü sizin sayenizde; bütün ilim talibleri de, oraya geleceklerdir! Böylece Basrâ, ilim ve kültür hayâtina yeniden kavusacaktir. Biliyorsunuz orada, Zenc isyâni çikti! Sehir perisan olup, insanlar oradan sogudular! Ikinci ricâm: Çocuklarima, sünen kitabinizi okutmanizdir. Üçüncüsü de: Benim çocuklarima; husûsi olarak ders vermenizdir! Takdir edersiniz ki! Bizim çocuklarin, digerleriyle oturmasi yakisik almaz!'' Halife sözlerini tamamlayinca, Hazret söyle buyurdu: ''Ilim'de herkes esittir! sunun çocugu, bunun çocugu diye ayirim yapilmasi dogru olmaz!'' Onun bu dogru sözleri üzerine, Halife fikrini degistirdi. Kendi çocuklarini digerleriyle beraber, derse göndermeyi kabul etti. Böylece Halifenin istegi üzerine, Basra'ya gelen Ebû Dâvûd hazretleri; orada ilim ve irfân isiklari saçti. Sünnet-i seniyyeye büyük hizmetlerde bulundu. Rivâyet ettigi hadis-i seriflerden meselâ ikisi söyledir:

''Sunlara bir yüzle, bunlara bir yüzle gelen; iki yüzlü kimse! Insanlarin en kötülerindendir.''

''Cehâletin ilaci; sormaktir! Bilmediklerinizi, sorunuz.''

Büyük Velinin Arzûsu

Kendisi büyük bir hadis-i serif âlimi oldugu için, devamli sekilde Resûlullah efendimizin mübârek sözlerini yazar ve rivâyet ederdi! Bu bakimdan, herkesin yaninda i'tibari çok yüksekti! Birgün kibâr-i evliyÂdan sehl b. Abdullah Tüsteri hazretleri ziyâretine geldi! Ebû Dâvûd (rahmetullahi aleyh) kendisini tanimiyordu. Orada bulunan birisi dedi ki:

''Efendim! Bu zât, Sehl b. Abdullah hazretleridir! S,z,nle tanismaga gelmisler.'' O zaman Ebû Dâvûd (rahmetullahi aleyh) hemen ayaga kalkti. Hazreti buyur edip, yanina oturttu! Hâl ve hatir alindiktan sonra, Hazreti sehl: ''Sizden bir ricâm var! deyince, Ebû Dâvûd (rahmetullahi aleyh) merakla sordu: ''Buyurun, emredin!''

''Fakat bu istegimi kabul etmenizi çok arzu ediyorum!''

''Eger mümkün ise, cân-bâs üstüne.''

Sünen sahibi çok merak etmisti. Acaba bir kusûr mu islemisti? Sehl b. Abdullah hazretleri buyurdu ki: ''Dâima, Resûlü Kibriyâ efendimizin mübârek sözlerini söyledigin o dilini, bir kerecik öpmeme müsaade eyle!'' Sasiran ve sevinen hazret-i Ebû Dâvûd, büyük velinin istegini yerine getirdi! Ebü'l- Alâ el-Muhsin (rahmetullahi aleyh) demistir ki: ''Rüyâmda sevgili peygamberimizi gördüm. Bana buyurdular ki: ''Kim bir sünen ele geçirmek isterse; Ebû Dâvûd'unkini okusun''. Ebû Sa'id el.Hudri hazretlerinin rivâyetine göre: ''Bir kimsenin; 3 kizi veya 3 kizkardesi olur da, onlara iyi muamele ederse; mutlaka Cennete girer!'' buyurulmustur.

Sünen-i Ebû Dâvûd

Ebû Dâvûd hazretleri ilmiyle amel eden, mübârek bir zât idi. Yaptigi islerde mutlaka, bir hikmet vardi. Onun giydigi elbiseyi, tuhaf gören bir akrabasi sordu: ''Ey Üstâd! Alahü teâlâ sana, merhamet etsin. Giydigin elbisenin, yenlerini (kol kisimlari) degisik görüyorum! Yenlerin biri niçin dar da, digeri genis. Bir hikmeti mi var? Cevâben söyle buyurdu: Genis olan kismini; kitaplar için yaptirdim! Digerini öyle yaptirmaga lüzûm yoktu. O tarafi da genis diktirsem, isrâf olacakti! Mâlum ya isrâf, harâmdir. Sünen-i Ebû dâvûd ilmi derece bakimindan; Buhâri ve Müslim'den sonra gelir. Meshûr Hattabi der ki: ''Ebû Dâvûd'un Sünen'i, çok serefli ve kiymetli bir kitâb olup; o tarzda bir eser yazilmamistir. Bu kitap, herkesin ragmetini kazanmistir. Irak, Misir, Magrip ve diger Islâm memleketlerinde âlimler; bu eseri 'haynak' olarak kabûl ederler. Bilhassa tertib ve fikih ilmi bakimindan, fevkalâdedir!'' Imâm Nevevi hazretleri de buyurur ki: ''Fikih (islâm hukuku) ve baska ilimlerle mesgûl olan kimselerin; Ebû Dâvûd'un Sgnen'ine ehemmiyet vermesi ve bu eseri, çok iyi tetkik etmesi gerekir! Çünkü delil olarak getirilen ahkâm (hükümler) ile, alâkali hadis-i seriflerin çogu; bu eserdedir. Tertip bakimindan da bu kitaptan istifâde pek kolaydir!''.

Musâ b. Ibrâhim (rahmetullahi aleyh) ise; söyle der: ''Ebû Dâvûd hazretleri sanki dünyâda; hadis-i serif için! Âhitette de; Cennet için yaratilmistir!'' 889 (275h) yilinda, Basra'da vefât etti. Allahü teâlâ ona rivâyet ettigi hadislerin ''harf'' sayisinca, sevab bagislasin, âmin.


''Hâkim'' Tirmizi Hazretleri

Kütüb-i Sitte adi verilen (6 hadis kitâbinin) birisi, Sünen'i Tirmizi'dir. Eserin asil adi Câmiü's-Sahih olup, hazreti Tirmizi'nin asil adi ise, Muhammed b. Isâ'dir. Hicri 209 yilinda, Türkistan'in Buhârâ vilâyeti; Ceyhun nehri kiyisindaki, Tirmiz kasabasinda dogdugu için ''Tirmizi''olarak anildi. Hadis ilmini ögrenmek üzere, çok seyâhatler yapti. Hadis-i serif aldigi âlimler, sayilamayacak kadar fazladir. Imâm Müslim bunlar arasindadir. Ayrica evliyânin büyüklerinden; Ebû Türab Nahsebi, Ahmed Hadreveyh ve Ebû Abdullah Celâ hazretleriyle sohbet ederek; tasavvufun derinliklerine eristi.

Imâm Tirmizi (rahmetullahi aleyh) hadis ilminden baska; tefsir ve fikih'ta da üstün bir âlimdir. Bilhassa âyet'i kerimelerin nüzûl sebepleri üzerine rivâyet ettigi hadis-i serifler; çok önemlidir. Bu hususta onunu ve Buhâri hazretlerinin tefsirleri, Esahhü't- Tefâsir en sahih tefsirler olarak kabul edilir. Diger âlimler ittifakla; Tirmizi'ye ''Hâkim'' pâyesini vermislerdir. Bu pâyeye lâyik oldugunu, çalismalariyla hak etmistir.

Hâkim Tirmizi topladigi ve tasnif ettigi meshûr Sünen'den baska, çok kitap yazmistirç Fakat hiçbirini kendi eseri saymaz ve der ki:''Yazdiklarimin hepsi, Allahü teâlânin lûtfudur. Onlarin hiçbirini, benim eserim olsun diye yazmadim! Bâzan daraldigim ânlar oldu da; içimden geldigi gibi yazmaga basladim. Yazdikça gönlüm açildi. Ve o kitaplar meydana çikti. Gene de en mühim eseri, Sünen diye anilan el-Câmi'dir. Çünkü ''Hasen'' hadis mevzûunda, ana kaynaktir! Bizzat kendisi: ''Bu kitabimi bitirdigim zaman, Hicâz âlimlerine arz ettim. Hepsi begendiler. Irak âlimlerine, arzettim. Onlar da begendiler. Horasan âlimlerine arz eyledim. Onlar ise dediler ki:''Çok güzel olmus!''

Önemli esrlerinden biri de Semâil-i Nebi kitabidir. Sevgili Peygamberimizin, güzelliklerini anlatir. Sayilamayacak kadar bereketli, fâideli bir eserdir. Okuyanlarin, murâdlarinin gerçeklesmesi yönünde çok mücerreb (tecrübe edilmis) oldugu rivâyet edilir.

Ulvi Sohbet

''Namaz, bit ziyâfettir! Allahü teâlâ, mü'minlere merhâmet ederek; Onlari namaza da'vet eder. Ve namaz esnâsinda, önlerine, 'Rahmet sofrasini' yayar! Nimetlerini bol bol dagitir. Sevdigi kullarin, bu ni'metlere nâil olmasini diler'' buyurdu.Talebeleri tekrar sordular: ''Yâ Imâm! Aziz kime denir?''

''Aziz, kendisini, günahinin zelil kilmadigi kimsedir.''

''Hür kimdir?''

''Hür de, kendisini, tamâhin (cimriligin) kötülestirmedigi kimsedir.''

''Kimler, 'Hoca' olabilir?''

''Hoca, kendisini, seytânlarin esir almadigi kimsedir.''

''Zeki, kime denir?''

''Allahü teâlâdan korkan ve bizzat kendi nefsini, hesâba çeken kimseler; zeki'dir. Çünkü, Hak yoluna giren ve hakikati bilen kimsenin; günâha meyli ve ihtirasi kalmaz!'' Baska bir sohbet toplantisinda ise, müslümanlar ricâ ettiler: ''Bizlere; insani târif eder misiniz?''

''Insanlarda; dâimi bir zaaf hâli görülür. Bununla beraber o, bir da'va pesindedir. Hem de, büyük bir iddiâ ile! Acaba nu zâif hâliyle; o büyük iddiâsini nasil gerçeklestirecek ki!'' Müslümanlar gene sordular: ''Yâ Seyh! Çocuklarimizi, nerede terbiye etmeliyiz?''

''Herkesin terbiye ve islâh yeri, baskadir. Meselâ çocuklarin terbiye yeri; mektebdir. Yolkesenlerin (eskiyânin) islâh yeri: zindan. Kadinlarin terbiye mahalli de; evleridir.'' Ömrünün son yillarinda, gözleri görmez oldu. Hiç sikâyet etmedi! Nihâyet 893 (279h.) yilinda, Receb ayinin bir Isneyn (pazartesi) günü, Rahmet-i Rahmân'a kavustu. Allahü teâlâ rahmet eylesin, âmin.


Imâm Nesâi Hazretleri               

Horasan'in, ''Nesâ'' sehrindendir. Asil adi: Ahmed b. Suayb b. Ali b. Dinâr'dir. 214h yilinda dogdu ve ilk tahsilini, memleketinde tamamladi. Daha sonra ilim ögrenmek üzere; Hicâz (Mekke-i Mükerreme ve Medine-i münevvere) basta olmak üzere Irak, Sam, Misir ve Cezire'deki Mezopotamya havâlisini ve Dicle ile Firat nehirlerinin, kuzey taraflarini dolasti. Oralardaki âlimlerden, hadis-i serif ve dini ilimleri tahsil etti.

Daha sonra, Misir'a yerlesti. 15 yasindayken, Kuteybe b. Saidê talebe oldu. Tam bir sene, 2 ay hizmetinde bulundu. Misir'da birçok âlimden, hadis-i serif kaydetti. Bir tarafdan ilim tahsil ediyor. diger tarafdan, ibâdetine, çok edebli sekilde devam ediyordu. Bir âlim onun hakkinda, sunlari söylemistir: ''Misir'da onun gece, gündüz ibâdetteki gayretlerinden bahs'edilirdi. Ayni zamanda Misir emiriyle (devlet baskaniyla)birlikte, cihâda çikardi Katildigi savaslarda, hem büyük kahramanliklar gösterir; hem de (Müslümanlarin Allah için canlarini, nasil fedâ ettikleri) husûsundaki, hadis-i serifleri anlatirdi!'' Imâm Nesâi hazretleri zamanla, hadis ilminde ''Imâm''lik pâyesini kazandi. Çünkü 300.000'den züyâde hadisi, râvileriyle birlikte ezbere biliyordu. Yazmis oldugu hadis-i serifleri ilk önce, Sünen-i Kebir adli eserinde topladi. Kitâb, büyük ilgi ve itibar gördü. Yanliz, zamanin Vâlilerinden biri sordu:''Acaba bu kitabdaki hadislerin hepsi, sihhat bakiminda ayni midir?

Bunun üzerine (Kebir) inde; yeni seçmeler yapti. Herhangi sebeple âlimlerin itiraz ettigi, hadis-i seriflerin hiçbirini almadi. Yeni kitabina kendisi; Müctenâ adini verdi. Fakat ilim muhitlerinde; ''Sünen-i sagîr'' (küçük sünen) olarak, söhret yapti. Zamanimizda, ''Sünen-i Nesâi''adiyla anilir. Iste bu kiymetli eser, 6 meshûr hadis kitabi ''Kütüb-i sitte''den; biri ve Müslümanlarin bastâci oldu.

Haricilere Cevap

Hadis ilminde, zamanin yegânesi olan imâm Nesâi hazretleri Misir'daki âlimlerin en fakihi (hukukçusu) idi.Haramlardan sakinma da (takvâda) ve ibâdetlere düskünlükte; benzeri yoktu. Her sözü ve yaptigi isler; yanliz Allah rizâsi içindi. Kütüb-i Sitte'nin diger müelliflerinden; daha siki sartlar ariyordu. Meselâ Imâm Buhâri ve Imâm Müslim'den ayri sartlarla, hadis-i serif seçmistir. Bu sebeple onun cerh ve ta'diline (titizligine); bütün âlimler i'tibar ederlerdi.

Horasan Hâfizi diye anilan, Ebû Ali Nisabûri (rahmetullahi aleyh) der ki: ''Ahmed b. Suayb Nesâi hazretlerinin imâmligina, kimse itiraz edemez!'' Ebû Bekr b. Haddâd (rahmetullahi aleyh) ise; Imâm Nesâi'den baskasindan hadis rivayetinde bulunmaz ve: ''Allahü teâlâ ile benim aramda; delil olarak kendisinden râziyim!'' buyurur. Dâre Kutni (rahmetullahi aleyh) de ''Nesâi hazretleri, asrinin en âlimidir''demistir. Ömrünün sonuna dogru, Sam'a gitti. Orada Hazreti Ali'yi kötüleyen, haricilerden bâzi kimselerle karsilasti.

Çok üzüldü de; Hazret-i Mürtezâ ve Ehl-i Beyti meht'eden bir kitâb yaziverdi. Eserin adi: Kitâbü'l-Hasâid fi fadl-i Ali b. Ebi Tâlib idi. Hasedcilerin fesâdi ve Hazreti Ali'nin faziletlerinden bahs'ediyordu. Bu kitabi niçin yazdigini bilmeyen, bazilari sordular: ''Yâ imâm! Seyhayn'in (Hazreti Ebû Bekr ve Hazreti Ömer'in) faziletlerini, niçin yazmadiniz?''

O zaman o mübârekler için de bir eser kaleme aldi ve adini Fedâilü's Sahâbe koydu. Eshâb-i Kirâmin faziletlerini teker teker saydi. Nesâi hazretlerinin Sünen ve bu eserlerinden baska kitaplari da mevcuttur. 915 (303h) yilinda Filistin'de, Remle sehrinde vefât etti. Mekke-i Mükerreme'de vefât ettigi veya hariciler tarafindan, sehid edildigi de rivâyet olunur. Cenâb-i Hak, gerçek hadis-i serif âlimlerinden râzi olsun, âmin.

Muhammed Ibn-i Mâce Hazretleri

Meshûr, alti hadis kitabi Kütüb-i sitte'den, birinin müellifi! Sünen-i Ibn-i Mâce adli eserin, sâhibi. Onun kitabi Kütüb-i Sitte'nin altincisi sayilir! Bu 6 esere; Sihâh-i Sitte (alti sahihler) adi verilir. Yanliz Sahih-i Buhâri ile Sahih-i Müslim'e ''Sahihayn'' (iki sahihler) denir. Diger 4 tânesine ise, Sünen-i Erbaa denmistir.

Muhammed Ibn-i Mâce el-Kazvini hazretleri, hicri 209 yilinda Kazvin'de dogdu. Ilk derslerini ve Kur'ân-i Kerimi, memleketinde ögrendi. Sonra bilhassa hadis-i serif tahsil etmek üzere; ilim merkezlerine seyâhatler yapti. Bagdad, Basra, Kûfe, Sam, Misir, Horasan, Rey ve Mekke-i mükerreme'de çok âlimden ilim ögrendi.

Gittigi ilim mûhitlerinde daha ziyâde, hadis-i serif râvilerini arar ve istivâdeye çalisirdi. Hazret-i Leys, Ibrâhim b. el-Münzir ve Muhammed b. Abdullah b. Numeyr; onlardan bâzilaridir.

Büyük hâdis âlimi, Ebû Ya'la kendisi için buyurur ki : ''Ibn-i Mâce (rahmetullahi aleyh) ilmi üzerinde, âlimlerin ittifak ettigi kimsedir. Onun söyledikleri diger âlimlerce; delil ve sened kabul edilir.'' Sünen-i Ibn-i Mâce'de (seçilmis) 4.000 kadar hadis-i serif bulunmaktadir.Hadis âlimleri: ''Su hadis-i serifi cemâat rivâyet etmistir!'' dedigi zaman; 6 eserde de mukayyet (yazili) oldugu anlasilir! Ibn-i Mâce (rahmetullahi aleyh) ayrica, Tefsir ilminde de âlimdi.

Tefsir-i Kur'ân adli eseri, pek kiymetlidir. Dogdugu ve büyüdügü memleketiyle ilgili, Kazvin Tarihi'de önemlidir. Bildirdigi bâzi hadis-i serifler, sunlardir:

''Sizin hayirlilariniz; kadinlari için hayirli olanlarinizdir!''

''Sizin hayirlilariniz; Kur'ân-i Kerim-i ögrenen ve ögretenlerinizdir!''

''Allahü teâlâ merhameti, yüz parçaya ayirdi.99'nu kendi katinda alikoydu. Yeryüzüne, bir tek parça indirdi! Bu bir parça sebebiyle mahlûkât (bütün yaratiklar); birbirine merhâmet ederler! At (bile); isâbet eder korkusuyla, ayagini yavrusu üzerinden kaldirir! Onu muhâfaza eder!Ibn-i Mâce hazretleri 886(273h) yilinda, vefât etti.

Allahü teâlâ kendisinden râzi olsun, âmin.


ABDULLAH İBN-İ MÜBAREK (Rh.A)

Dr. Abdüllâtif Duygulu

Hicrî 118 -milâdî 736- yılında Horasan bölgesinde Merv şehrinde dünyaya geldi. Babası Türk asıllı bir köle idi. Günahtan sakınan müttakì bir kimseydi. Sahibi onu bahçesine bekçi olarak vazifelendirmişti. Bir gün ona,
"-Mübarek, bana bahçeden bir ekşi nar getir!" dedi. Mübarek gitti, bir nar getirdi. Nar tatlı çıktı. Sahibi:
"-Ben tatlı nar getir demedim!" diye çıkıştı. Mübarek:
"-Ben, hangi ağaç tatlı, hangisi ekşi nar veriyor; ne bileyim?" dedi. Sahibi:
"-Bugüne kadar tadına bakmadın mı?" diye sordu. "Bana tadına bakma müsaadesi verilmediği için, hiç tatmadım. Bahçeyi korumak benim vazifemdir; onu yerine getirdim." dedi.

Sahibi onun bu dindarlığından ve eminliğinden memnun oldu. Onu yakın hizmetine aldı. Daha sonra, kızını onunla evlendirdi. Bu evlilikten Abdullah ibn-i Mübarek dünyaya geldi. (1)

Gençliğinde içkiye mübtelâ idi. Bir seferinde bir elma bahçesine girdiler; arkadaşlarıyla yediler, içtiler, eğlendiler. İyice sarhoş olup aklı başından gitti. Seherde ayıldı. Çalgı çalmaya teşebbüs etti. Baktı ki, çalgı aletinden ses gelmiyor... İyice usta olduğu için aleti gözden geçirdi; tekrar ses gelmedi. Nihayet alet, ilâhî kudretle konuşup: "İman edenlerin, Allah'ı anmak ve Hakk'dan ineni zikr için kalplerinin saygı ile yumuşaması zamanı hâlâ gelmedi mi?.. onlar, daha evvel kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçmiş, artık kalpleri kararmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu dinlerinden çıkmış fâsıklardır." (2) âyetini okudu... Mütenebbih oldu. Derhal saz yere vurup kırdı. İçkiyi döktü. İlim talebine ve Allah'a kulluğa kendisini verdi. (3)

Babası ticaret yapması için ona elli bin dirhem para vermişti. Parayı aldı ve tamamını hadis ilmi için sarf etti; vatanına döndü. Babası, "Ne çeşit mal getirdin?" diye sordu. İbn-i Mübarek, hadis yazdığı defterleri babasına gösterip, "Bu cinsi getirdim; iki cihan menfaati elde ettim." Deyince, babası memnun oldu. Otuz bin dirhem daha verdi; "Bunu da al, sarfet; ticaretini kemâle erdir!" dedi. (4)

İlim tahsiline Merv'de başladı, Arapçasını geliştirdi. Sonra Irak'a gitti. Tabiînden pek çok zevatla görüştü. Basra'da kıraat ilmini yedi kurradan olan Ebû Amir Zabân bin Alâ'dan aldı. Süleyman et-Teymî'den, ibn-i Avn'den ve Süleyman b. Bilâl'den hadis öğrendi. Ordan Kûfe'ye geçti; Ebû Hanife'den fıkıh, Süfyân-ı Sevrî'den fıkıh ve hadis, Zaide b. Kudame'den de hadis öğrendi. Şam'a gitti; El-Evzaî'den hadis öğrendi. Humus'ta Şuayb b. ebû Hamza'dan hadis aldı. Mekke'de, İbn-i Cüreyc'den tefsir ve hadis, Muhammed b. Câbir'den hadis öğrendi. Fudayl b. İyad, Süfyan b. Uyeyne, Abdül-aziz b. Ebû Revvad ve Süfyân-ı Sevrî ile görüştü. Medine'de İmam Mâlik'den hadis ve fıkıh; İmam Cafer-i Sadık, İbn-ü İclal, Süleyman b. Bilâl, Hemedanlı Ebû İshak İsmail b. Cafer ve İbrahim b. Saad'dan hadis rivayet etti. Bunların dışında 1200 kadar alimden istifade etti. Daha sonra Merv'e döndü; elde ettiği ilimler üzerinde çalıştı, tefekkür etti. (5)

Geçimini ticaretle sağlardı. Allah için söz söyleyecek kimsenin bir mesleği olması gerektiğini ve ihtiyacını kendinin kazanması gerektiğini söylerdi.. Ticaretle uğraştığı için devlete muhtaç değildi; böylece hakkı söyleme imkânını buluyordu. İlim sahiplerinin devletin hükmü altına girmelerini istemezdi. Mâlî durumu iyiydi. Özellikle ilim yolunda olanlara çok çok yardım eder, yaptığı iyiliklerin bilinmesini de istemezdi.

Bir sene hacca gider, ertesi sene cihada gider, hudutlarda muhafızlık yapardı. Anadolu'ya, Misis'e, Tarsus'a kadar yapılan gazalara iştirak ederdi. İyi bir savaşçıydı. Daima yararlıklarını gizler ve tanınmak istemezdi. Bir defasında, bir çok müslümanı şehid eden, karşısına kimsenin çıkamadığı bir savaşçıyı katletti. Ardından beş savaşçıyı da öldürdü. Yüzü örtülüydü. İslâm askeri gayrete geldi. Herkes bu müslümanın kim olduğunu öğrenmek istiyordu. O askerin arasına karışıp bilinmemek isterken birisi yüzünün açıverdi. "Ey filan, sen bizim kusurumuzu yüzümüze vuranlardansın!" diye o kimseye üzüntüsünü ifade etti. 

Cephedeyken, cihaddan boş kalan zamanını hadisleri tasnif ederek ve öğreterek geçirirdi. İkindiden sonra güneş batana kadar ibadetle meşgul olurdu. Gece ibadetini de ihmal etmezdi. Cihada gidişlerinde kendisiyle beraber gazada bulunanlara, türlü bahanelerle tasaddukta bulunur; onları incitmeden yol ihtiyaçlarını kendisi vermeye çalışırdı. (6)

Hac zamanı gelince, arkadaşları onun etrafına toplanıp hacca beraber gitmek istediklerini bildirirlerdi. Herkes hazırlığı parayı bir torba içinde, isimleri yazılı olarak ona verir, oda onları bir sandığa koyardı. Mekke'ye gelip hac farizalarını yerine getirdikten sonra, dönüşte lâzım olan hediyelerine varıncaya kadar bütün ihtiyaçlarını karşılardı. Nihayet vatanlarına döndükleri vakit, onlar için güzel bir ziyafet hazırlatırdı. Yemekten sonra kendisiyle beraber hacca gidenlere yeni elbiseler hediye ederdi. Sonra sandığı açar, herkesin ismi yazılı olan torbayı kendisine verirdi. (7)

Zamanında sevilen ve itibar edilen bir kimseydi. Bir gün Rakka'ya gitti. Şehirde büyük bir çalkantı husûle geldi. Halk koşuştu. Harun Reşid'in kadınlarından biri, sarayın yüksekçe bir yerinden bu gürültü ve kargaşayı görüp sebebini sordu: "Bunlar nedir, kime karşı yapılıyor?" dedi. Halk: "Horasandan bir alim gelmiş, adına Abdullah b. Mübarek diyorlar; ona karşı yapılıyor" şeklinde cevap verdi. Kadın: "Aslında padişahlık, bu zatın sahip olduğu şeydir; yoksa, Harun'unki gibi kuvvetle, dayakla ve zorla halkı bir araya toplamak değil." dedi. (8)

Hadis rivayet ederken çok titiz davranırdı. Bir gün Merv valisi Abdullah b. Ebil-Abbas, Abdullah b. Mübarek'in evine, katibiyle birlikte, kâğıt ve divitiyle hadis yazmağa geldi. Sorduğu üç hadisi rivayet etmemesi üzerine vali kâtibine: "Kağıtları topla! Anlaşılan Abdullah ibn-i Mübarek bizi hadis rivayetin ehil görmedi." Deyip kalktı. Giderken, onun kendilerini bahçe kapısına kadar uğurladığını gören vali, şaşkınlığını belirterek: "Bizi hadis rivayet etmeğe ehil görmediğiniz halde, niçin uğurluyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine Abdullah bin-i Mübarek, "Ben, bedenimi sizin için alçaltmayı istedim; fakat, Rasûlüllüh'ın hadisini alçaltmayı istemedim." diye cevap verdi. (9)

Ölümü yaklaşıp sekerat ve ihtizar alâmetleri belirince, Nadr adlı meşhur hadis ravilerinden olan kölesine, kendisini yataktan yere indirmesini söyledi. Kölesi ağlamağa başladı. İbn-i Mübarek:
"-Niçin ağlıyorsun?" dedi. Köle cevap verdi:
"-Size verilen nimetleri ve servetinizi hatırladım Bir de şu misafir ve garip halinize bakıp üzüldüm." İbni Mübarek dedi ki:
"-Sus! Ben Allah'a her zaman niyaz ettim; yâ Rabbi, hayatımı zenginlerinki gibi, vefatımı da toprakta yatan fakirler gibi eyle..." Vefatı yolculukta ve gurbette vukù buldu. Cihaddan dönüyorlardı. Musul'a bağlı Hit kasabasında vardılar. Orda hastalandı. Canını Allah'a teslim etti. Tarih hicrî 181 ramazandı. 63 yaşındaydı. (10)

Vefatından sonra büyüklerden bir grup bir yerde toplandılar. Yaşadığı asırda önder olmaya lâyık sıfatta bir kişi olarak Abdullah bin-i Mübarek'te karar kıldılar. Yine aynı kimseler hadis ilmi, fıkıh ilmi, edebiyat, nahiv, dil bilgileri, zühd, şiir, fesâhat, gece ibadeti, teheccüd, kılma, Allah'a kulluk, hac, cihad, binicilik, atıcılık, boş sözle uğraşmama, dostlarıyla iyi ülfet etme ve onlara muhalefet etmemek gibi konularda kendisinin emsalsiz olduğuna kadar verdiler. (11)

Bazı sözleri:

Edebi ehemmiyetsiz gören, sünnetten mahrum olmakla cezalandırılır. Sünnetleri hafife alan kimseyse, farzlardan mahrum olmakla cezalandırılır. Farzları hafif gören ise, marifetten mahrum olur; yâni, Allah'ı tanıyamaz hâle gelir.

Şüpheli bir dirhemi reddetmem, altı milyon sadaka dağıtmamdan, bana göre daha sevimlidir.

Bir gün, "Tevazu nedir?" diye sordular; şöyle buyurdu: "Zenginlere karşı kibir!.."

Nice küçük işler vardır ki, niyet onu büyük kılar. Nice büyük işler vardır ki, insanın niyeti onu küçültür.

Kim, gündüzünü zikir ile bitirirse, -güneş batmadan önce zikirle meşgul olursa- bütün gün zikretmiş gibi sevap alır.

İki durak var ki, kalpler ondan dolayı uyanık kalır: Sükût ve sultan kapsından uzak durmak!

Zâhid; dünya kendisinin olsa sevinmeyen, elinden çıksa mahzun olmayan kimsedir. Zühd sultanı, insanların sultanından daha büyüktür. Çünkü insanların sultanı, onları ancak sopayla toplayabilir. Zâhid ise, insanlardan kaçar; fakat, insanlar onu takib ederler. 

Kimde iki haslet bulunursa necat bulur:
1. Doğruluk.
2. Peygamber SAS'in ashabını sevmek. (12)

Bize Kadar Ulaşan Eserleri:

1. Kitab ez-Zühd ver-Rekaik

2. Kitab el-Cihad

3. Kitab el-Birr es-Sıla

4. Müsned-i Abdullah ibn-i Mübarek (13)

____________________________________________________dipnotlar:

(1) Abdülaziz b. Şah Veliyyullah Dehlevî, Bustanül-Muhaddisîn, s. 113.
(2) Hadid Sûresi, a.16
(3) B. Muhaddisîn, s. 115
(4) B. Muhaddisîn, s. 114
(5) M. Adil Teymur, Asr-ı Saadetin Köprüsü, s. 23-33
(6) A. S. Köprüsü, s. 40, 70
(7) A. S. Köprüsü, s. 38
(8) B. Muhaddisîn, s.114
(9) A. S. Köprüsü, s. 38
(10) B. Muhaddisîn, s. 116
(11) B. Muhaddisîn, s. 113
(12) A. S. Köprüsü, s. 50, 68, 130; Tabakàtül-Kübrâ, s. 221
(13) A. S. Köprüsü, s. 140


İBN İSHAK’IN HADÎSÇİLİĞİ

Dr. Abdullah ÜNALAN*

 

İslam tarih ve siyer kaynaklarının başında İbn İshâk diye meşhur olan Muhammed b. İshâk b. Yesâr b. Hıyar el-Medinî (ö. 151/768)[1]’nin Sîretu İbn İshâk el-Musemmâtu bi-Kitâbi’l-Mubtedei ve’l-Mab’asi ve’l-Mağâzî’si gelir.

Her ne kadar İbn İshâk’tan önce de İslam tarihiyle ilgili eser yazanlar[2] olmuşsa da, İbn İshâk’ın Sîre’si, elimize ulaşan en eski derli-toplu siyer kaynağıdır.

“Sîretu Muhammed İbn İshâk Rasûlullah (s)’in hayatıyla alakalı en sahih ve en sağlam kaynaklardan biri kabul edilmektedir (...) ki, İbn İshâk, İmam Buharî’den önce Hadîs’te ‘Emîru’l-Mü’minîn’ lakabıyla anılmıştır.”[3]

İbn İshâk’ın Sîre’siyle ilgili en ciddi çalışmayı yapan şüphesiz onu genişleten, detaylandıran ve kendisine göre gereksiz gördüğü bazı pasajlarını çıkaran Ebu Muhammed Abdulmelik b. Hişâm’dır. (ö. 213/218-828/833).[4]

İyi bir çalışma ve araştırmayla günümüz araştırmacı, ilim adamı ve meraklıların hizmetine sunan ise Muhammed Hamîdullah’tır.

İbn İshak, Enes b. Malik ile Saîd b. Müseyyeb’i görmüş; Kasım b.Muhammad b. Ebi Bekir, Ebân b. Osman b. Affan, Muhammed b. Ali B. Hasan b. Ali b. Ebi Talib, Ebu Seleme b. Abdirrahman b. Hürmüz el-A’rac, İbn Ömer’in kölesi Nafi’, Zührî ve başkalarından hadîs, siyer dinlemiştir.

Yahya b. Saîd el-Ansarî, Süfyan es-Sevrî (ö. 161/778), İbn Cüreyc, Şu’be, Hamdân, İbrahim b. Saîd, Şüreyk b. Abdillah en-Nah’î, Süfyan b. Uyeyne vb. allameler ondan nakletmişlerdir.

İbn Medinî (ö. 234/848) (ö. 234/848), Süfyân b. Uyeyne’nin İbn Şihâb’ın, “İbn İshak yaşadığı sürece Medîne’de ilim olacaktır” dediğini neklederken; İbn Ebi Z’ib de Zührî’nin, “Bu şaşı (İbn İshak) aralarında olduğu sürece Hicaz’da çok ilim olacaktır” söylediğini aktarmaktadır.

Sayılı birkaç kişi dışında-ki onlar da onun mağazîdeki derin ilim ve vukufiyetini takdir etmektedir-onun geniş ilim ve hadîsteki üstünlüğünü tenkid eden olmamıştır.

 

İBN İSHAK’IN HADÎSÇİLİĞİ

İbn İshak, ilk dönem mağazî ve hadîs alimleri arasında yer aldığından, alimlerin tartışma ve tenkid kapsamına girmesi doğaldır. Her ilim erbabında olduğu gibi, İbn İshak’ın da leh ve aleyhinde konuşanlar olmuştur. Biz bu makalemizde İbn İshak’ın hadîsçiliği ve bu konudaki alimlerin kanaat ve görüşlerini serdedeceğiz.

İbn Aliyye (ö. ) Şu’be (ö. )’nin şöyle dediğini söyler: “İbn İshak hadîste sadûktur.”[5]

Yunus b. Bekir (ö. ) Şu’be’nin, “İbn İshak muhaddislerin emîridir” dediğini nakleder.[6]

İbn Ebi Heyseme (ö. ), İbn Uyeyne (ö. )’nin İbn Münzir’e (ö. ), “Arkadaşların Muhammed İbn İshak hakkında ne diyorlar?” sorusuna, İbn Münzir’in “Kezzab/çok yanacıdır”[7] diyorlar demesi üzerine, “Sen bunu söyleme” dediğini aktarmaktadır.”[8]

İbn Medinî (ö. 234/848) (ö. ), “Yetmiş küsür sene İbn İshak’la arkadaşlık ettim, Medine halkından kimse onu itham etmedi ve aleyhinde bir şey konuşmadı” demektedir.[9]

Ebu Hatem (ö.) “İbn İshak’ın hadîsleri alınır” demektedir.[10]

İbn Medinî (ö. 234/848) (ö. ) şöyle demektedir: “Rasûlullah (s)’in hadîslerinin kaynağı altı kişidir. Bunların ilmi daha sonra on iki kişiye geçti, ki İbn İshak bunlardan birisidir.”[11]

Ahmed b. Züheyr (ö. ) Yahya b. Maîn el-bağdâdî (ö. 233/847)’den İbn İshak’ı sordum; şöyle cevap verdi: “Asım b. Ömer b. Katâde (ö. ) şöyle diyordu: ‘Muhammed İbn İshak yaşadığı sürece insanlar arasında ilim olacaktır.”[12] demektedir.

Ebu Ma’viye (ö. ) de şöyle demektedir: “İbn İshak, insanların en zeki (hafız)larındandı. Bir adamın yanında beş veya daha fazla hadîs olsaydı, gelir onları İbn İshak’a teslim eder ve şöyle derdi: ‘Bunları benim için koru, ben unutursam bile benim için muhafaza edersin.”[13]

Abdullah İbn Fâid (ö. ) de şöyle demektedir: “Muhammed İbn İshak’la bir sohbette bir araya geldiğimizde hangi ilimden konuşmaya başlarsa sohbeti o konuyla bitirirdi.”[14]

İbn Seyyidi’n-Nâs (ö. 671/734), Uyûnu’l-Eser’inin girişinde şöyle demektedir: “Nakledeceklerimin ana kaynağı Muhammed İbn İshak’tır. Çünkü o bu konuda hem bizim, hem başkalarının temel kaynağıdır. Ancak bazen, başkalarının müsned[15] kabul ettiği bir haberi, İbn İshak’ta mursel[16] olarak gördüğümde, isnadın kaynağını nazar-ı itibara alarak onu müsned olarak naklettim. İbn İshak’ın murselinde bir ziyâde[17] görürsem, isnadını araştırmadan onu aldım.”[18]

Ebu Zur’a Abdurrahman b. Ömer en-Nasrî (ö. 281/894) şöyle demektedir: “İbn İshak, -ondan ilim tahsil etmek için-alimlerin ileri gelenlerini etrafında topladı. Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778), Şu’be b. el-Haccac el-Vasıtî (ö. 170/786), Süfyan İbn Uyeyne (ö. 198/814), Hamadân (ö. ), İbnu’l-Mübârek (ö. ) ve İbrahim b. Saîd el-Cevherî (ö. 244/858) bunlardandır. Büyük ilim adamlarından Yezîd b. Ebî Habîb (ö. ) de ondan rivâyet edenlerdendir.”

Hadîs erbabı onu gözden geçirdiler, onu ‘sadûk’ ve ‘hayırlı’[19] buldular ki, Şihab da onu övmüştür. İmam Malik (ö. 179/795)’in İbn İshak’la ilgili sözlerini Dahîm (ö. ) ile tartıştım. Dahîm, “Hakkında söylenenler hadîsçiliği ile ilgili değil onun kader[20] ile ilgili suçlanmasıyla alakalıdır.” dedi.[21]

İbrahîm b. Ya’kûb el-Cüzecânî (ö. 259/873) şöyle demektedir: “İnsanlar, İbn İshak’ın hadîslerine iştiyak duyuyorlar.”[22]

Buhârî (Muhammed b. İsmail, (ö. 256/870), Müslim (Yusuf b. Haccac, ö. 261/875), Ebû Dâvûd (Süleyman b. Eş’as es-Sicistânî, ö. 275/888), Tirmizî (Ebu İsa Muhammed b. İsa, ö. 279/892), Nesâî (Ebu Abdirrahman Ahmed b. Ali b. Şua’yb, ö. 303/915) ve İbn Mâceh (Ebu Abdillah Muhammed b. Yezîd el-Kazvinî, ö. 273/886)’in İbn İshak’tan rivâyet etmeleri, ona yapılan ithamlara cevap olarak yeter.”[23]

Sâcî (ö. ), “İbn Şihâb ez-Zührî (ö. )’nin hadîslerini İbn İshak’a götürürlerdi. Onun hıfzına daha fazla güveniyorlardı.” demektedir.[24]

Medîne muhaddislerinden İbrahim b. Saîd (ö. 244/858) onun talebeleri arasındaydı.[25]

Buhârî (ö. 256/870), İbrahim İbn Hamza (ö. )’nın ona şöyle dediğini nakletmektedir: “İbrahim b. Sa’d’ın yanında, İbn İshak’tan aldığı 17 000 kadar-mağazî ile ilgili olanlar dışında- hadîs bulunmaktadır.”

Yine Buhârî (ö. 256/870), “İbn İshak’ın münferit[26] rivâyet ettiği 1000 hadîs olmalıdır” demektedir.[27]

Ebû Dâvûd, Yahya İbn Kattân (ö. )’ın şöyle dediğini rivâyet eder: “Şehâdet ederim ki Muhammed İbn İshak yalancıdır.” ‘Nereden biliyorsun?’ dedim, ‘Bana Vüheyb (ö. ) söyledi’ dedi. Vüheyb’e, ‘Nereden biliyorsun?’ dedim, ‘Bana Mâlik b. Enes söyledi’ dedi. Mâlik’e, ‘ Nereden biliyorsun? Dedim, ‘Bana Hişam b. Urve (ö. ) söyledi’ dedi. Hişâm b. Urve’ye, ‘nereden biliyorsun?’ dedim. ‘Eşim Fatıma bt. Münzir (ö. )’den rivâyet ediyor ki ben onunla evlendiğimde o dokuz yaşındaydı ve ölünceye kadar hiç bir erkek onu görmedi’ dedi.

Abdullah b. Ahmed Hanbel (ö. ) babama, Hişam’ın İbn İshak‘la ilgili konuşmasını anlattım. Şöyle dedi: ‘Herhalde İbn İshak, onun hanımından izin istemiş ve yanına girip ondan hadîs almıştır da Hişam’ın haberi olmamıştır.”[28]

Ali el-Medînî (ö. ) de şöyle demiştir: “Hişam’ın söylediği delil olmaz. İbn İshak, daha çocukken onun eşiyle görüşmüş ve ondan hadîs almış olabilir.”[29]

Zehebî (ö. ), Ahmed b. Hanbel’in İbn İshak ile ilgili cevabında şöyle dediğini nakleder:

“Hişam b. Urve nereden bilecek? İbn İshak, camide, çocuk[30] iken veya perde arkasından onun eşinden hadîs duymuş olabilir. Bunda ne var...Yaşlı bir kadındı.”[31]

Zehebî, buna şöyle cevap veririz demektedir: “Adam karısını gördü diye ilim erbabından birinin yalancılığına hükmedilmektedir ki bu reddedilir. Ayrıca Fatıma’dan Muhammed b. Sûke (ö. ) de rivayet etmiştir. O da Ummu Seleme (ö. ) ve ninesi Zübeyr İbn. Avvam’ın hanımı Esma (ö. )’dan rivayet etmiştir. Ayrıca İbn İshak’ın dokuz yaşındaki Fatıma’yla görüştüğü de doğru değildir. Bu haberi kimin çıkardığını bilmiyorum. Zira Fatıma Hişam’dam 13 yaş büyüktür. Hişam 20 küsür (hatta 30 küsür) yaştan sonra onunla evlenmiştir. Fatıma’nın 50 küsür yaşından sonra İbn İshak ancak ondan hadîs alabilmiştir.[32]

Zehebî devamla şöyle demektedir: “Yakub b. Şeybe (ö. ), İbn el-Medinî (ö. 234/848)’den İbn İshak’ı sordum. ‘Bana göre hadîsi sahihtir’ dedi. ‘Malik’in dedikleri ne oluyor?’ dedim. ‘Malik onunla arkadaşlık etmemiş ve onu tanımıyor. Ayrıca Medine’de ne olmuş?’ dedi. ‘Hişam b. Urve İbn İshak aleyhinde konuştu’ dedim. ‘Hişam delil olmaz. Herhalde İbn İshak çocukken Hişam’ın hanımını görüp ondan hadîs almıştır, ki, onun hadîslerinin doğru olduğu ortaya çıkacaktır.”[33] demektedir.

İbn Hacer (ö. ) de şunu nakletmektedir: “İmam Buharî şöyle demektedir: ‘Bana Ali b. Abdillah (el-Medinî (ö. 234/848)) şöyle dedi: ‘İbn İshak’ın kitaplarına baktım, iki hadîsten başka şüpheli görmedim, ki onlar da sahih olabilir. Medine’den bazıları bana şöyle dedi: ‘Hişam b. Urve’den nakledilen, ‘İbn İshak eşimi nasıl görmüş olabilir’ sözü doğru ise, İbn İshak hanımına mektupla sormuş olabilir. Çünkü Medine ehli kitabeti caiz görür. Ayrıca ondan perde arkasından da duymuş olabilir.”[34]

Buharî şöyle devam etmektedir: “İbn İshak’ı itham eden kimseyi bulamadım. Şu’be şöyle diyor: ‘Muhammed İbn İshak, hıfzından dolayı muhaddislerin emîridir. Hadîste emîru’l-mü’minin olarak görülmektedir.”[35]

Hatîb Bağdadî (ö. ) onu, ‘seyyidu’l-muhaddisîn olarak görmektedir.”[36]

Zehebî, “Muslim beş hadîsle sahihinde İbn İshak’a yer vermektedir.”[37] Buharî de ondan rivâyet etmiştir.

“Şüphesiz ki İbn İshak’ın kitapları İslâmî ilimlerin en değerlilerindendir.”[38]

Ebu Zur’a Abdurrahman b. Amr (ö. ), Yahya b. Maîn’e, ‘huccet’i[39] anlattıktan sonra İbn İshak’ı sordum, ‘O sıkadır ancak huccet değildir. Ubeydullah b. Amr, Malik b. Enes-ve birkaç kişi daha sayarak-bunlar huccettir’ dedi.[40]

İbn İshak’ın aleyhinde iki kişi konuştu: Hişam b. Urve ve Malik. Hişam, İbn İshak’ın, eşi (Fatıma)’nden rivâyet etmesinden dolayı aleyhindeydi. Malik ise, bir defa aleyhinde konuştu, sonra gereken noktaya geri döndü. Sebebi ise, Hicaz’da nesep ve gün (tarih)lerle ilgili İbn İshak’tan daha bilgili kimse yoktu. İbn İshak, Malik’i Zî Ashab mevâlilerinden sanıyordu; Malik de İbn İshak’ı öyle zannediyordu. Bu nedenle aralarında tartışma çıktı. Malik Muvatta’ı yazınca İbn İshak, ‘Onu bana getirin, ben onun baytarıyım’ dedi. Bunu duyan Malik, ‘O deccallerden bir deccaldir, Yahudilerden rivâyet ediyor’ dedi. Sonra barıştılar. İbn İshak Medîne’den ayrılma kararı alınca Malik elli dinar ile o yılki gelirinin yarısını ona verdi.

Malik’in İbn İshak’ı tenkidi hadîs konusunda değildi. Rasûlullah (s)’in gazvelerini dedelerinden öğrenen Müslüman olmuş Yahudi çocuklarından aldığından dolayı idi. İbn İshak ise bu gazvelerle ilgili malumatı-kullanmak için değil-bilgi toplamak için araştırıyordu. Malik ise, ‘mutkin’[41] olanların dışında rivâyeti caiz görmüyordu.

 

İBN İSHAK’A YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

İbn İshak’a yöneltilen eleştirileri şu başlıklar altında özetlemek mümkündür:

1. Medine hadîs erbabının ona güvenmediği:

İbn Medinî (ö. 234/848), Muhammed İbn İshak hakkında ne düşündüğü sorulan Süfyân b. Uyeyne (ö. 198/814)’nin, “Medine halkı ondan hiç rivâyet temez” dediğini nakleder.[42]

Ebu Zur’â (ö. 264/878)’ya sorulduğunda, “Muhammed İbn İshak aleyhinde kim ne derse doğrudur” cevabını verir.[43]

2. Bat’at ehli olduğu:

İbrahim b. Ya’kub el-Cüzecânî (ö. 259/873) şöyle demektedir: “İbn İshak birden fazla bid’at çeşitleriyle itham edilmektedir.”[44]

Mekkî b. İbrahim, Rey’de İbn İshak’ın 20 kadar sohbetine katıldığını, ancak Allah’ın sıfatlarıyla ilgili rivâyet ettiği (uydurma) hadîslere dayanamadığını ve bu yüzden onu terkettiğini söylemektedir.[45]

3. Yalancılıkla suçlanması:

Süleyman et-Teymî, Yahya el-Kattan (ö. 198/813) ve Vüheyb b. Halid, İbn İshak’ı yalancılıkla suçlamaktadır. Vüheyb ve Kattan, Hişam b. Urve ile İmam Malik (ö. 179/795)’e uymuşlardır. Cerh ve ta’dîl erbabından olmayan Süleyman et-Teymî’nin ise niçin aleyhinde konuştuğu bilinmemektedir. Hadîs konusu dışında aleyhinde konuştuğu tahmin edilmektedir.[46]

Aleyhinde konuşmasının nedeni şu da olabilir: Zübeyr b. Avam’ın hanımı, Hz. Ebu Bekir’in kızı (ve Hişam’ın hanımı Fatıma’ın ninesi) Esmâ Teymî’dir. Süleyman da Hişam b. Urve b. Zübeyr’in akrabasıdır. Dolayısıyla Hişam’ın sinirlendiğine o da sinirlenmiş ve İbn İshak’ın aleyhinde konuşmuş olabilir.

Ancak Hişam b. Urve’nin, aleyhindeki bütün söylemlerine rağmen İbn İshak kitabında, Hişam ve akrabalarından defalarca rivâyetlerde bulunmuştur. Bu da ilim konusunda ne kadar geniş ve gerçekçi olduğunu göstermektedir.[47]

4. Tedlîs yapıyor:

Muhaddislerin İbn İshak’ı en çok ta’n ettikleri husus onun tedlîs[48] yaptığıdır. Ahmed b. Hanbel (ö. ) İbn İshak’tan bahisle, “Hadîse fazla merakı olan biridir. Başkalarının görüşlerini alır ve kendi görüşüymüş gibi kitaplarına yazar” demektedir.

Ahmed b. Hanbel’den sordum: “Ya Eba Abdillah, İbn İshak bir hadîste teferrüd etse onu kabul eder misiniz?” “Hayır Vallahi! Onun bir topluluktan hadîs rivâyet ettiğini ve râviler arasında bir fark gözetmediğini gördüm” dedi.[49]

İbn İshak, senedi bazen tamamen zikreder, bazen de orta râvîleri hazfederek doğrudan âlî isnada[50] geçer.[51]

Ancak bunu, hadîs ile tarihî olaylarda yapmaktadır. Hadîste kıssa bağlantıları aranmamakta; her şahidin olayı algılamasına dayanmaktadır. Tarih ise, konuşmaya dayanmakta ve gayesi tarihî hikayeleri haber vermektir. Kıssa bütün olarak anlatılmakta ve sened tekrarları atılarak konu sıkıcı olmaktan çıkarılmaktadır.

İbn İshak’ın buluşu olmayan bu yöntem Zührî ve İmam Malik (ö. 179/795)’te de bulunmaktadır.[52]

Aynı yolu izleyen Zührî’yi tenkid etmeyen İmam Malik, niçin İbn İshak’ı tenkid etmektedir..

5. “Mechullerdan batıl hadîsler rivâyet etmektedir:”[53]

Ebu Musa Muhammed b. el-Musennâ, “Yahya el-Kattan’ın İbn İshak’tan hiçbir şeyi tahdîs ettiğini duymadım” demektedir.[54]

İbn Maîn, Yahya b. Kattan’ın İbn İshak’tan memnun olmadığını ve ondan hadîs rivayet etmediğini söylemektedir.[55]

Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, “babam hadisleri araştırır, çoğu kez uluvv ve nüzûl[56] ile yazar, Müsned’ine alırdı. Ancak İbn İshak’ın hadîslerinden sakınmazdı.” demektedir. Ona, “İbn İshak’ı huccet kabul eder miydi?” denildiğinde, “Hayır sünenlerde onu huccet kabul etmezdi” demektedir.

6. Zayıftır:

Meymunî, İbn Maîn’den onun zayıf olduğunu nakletmektedir.[57]

Devrî, “İbn İshak’ın sıka, ancak huccet olmadığını” söylemektedir.[58]

Yahya b. Maîn’den İbn İshak soruldu, “O zayıftır” dedi.[59]

Başka bir sefer sorulduğunda da, “Bana göre o kuvvetli (kavî)[60] değil, sakîmdir”[61] dedi.

Nesâî de “o kavî değildir” demektedir.

Bukanî, İbn İshak ve babasını Dâre Kutnî’den sordum, “Onların hepsi huccet değildir. Ancak onlara itibar edilir” dedi.

Ali, Yahya b. Ali’????ye dedim: ‘Sen Kûfe’de iken İbn İshak da oradaydı değil mi?’ ‘Evet’ dedi. ‘Sen onu bilerek terkettin değil mi?’ ‘Evet, ondan asla hadîs yazmadım’ dedi.[62]

 

İBN İSHAK’A YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLERE CEVAPLAR

İbn İshak hakkındaki iddiaları özetle toplayan İbn Seyyidi’n-Nâs (. 734/1334), bu iddialara şöyle cevap vermektedir:

1. Mudellis olduğu:

“Derim ki: Kınandığı tedlîs, Kaderî ve Şiîlikle ilgili ve bu doğrultudaki rivâyetlerinin reddedilmesine gerekçe olmaz ve rivâyetlerine büyük bir vehm[63] (zayıflık) gölgesini düşürmez. Tedlîs ise hem kendisi hem başkaları için ‘adalet’i zayıflatıcıdır. Ancak İbn İshak’taki tedlîs, adaleti zadeleyen mutlak tedlîs değildir. Şiîlik[64] ve Kaderîlik ithamı da başka sebeblerle illet olabilir, ki bunu İbn İshak’ta bulamıyoruz.

2. Hadîslerinin terkedildiği:

Mekkî b. İbrahim’in, “Hadîsleri terkedildi ve bir daha ondan hadîs alınmadı” sözü, Allah’ın sıfatlarıyla ilgili rivâyet ettikleriyle alakalıdır. Bundan dolayı ondan uzak duruldu. Bu önemli bir şey de değildir. Ayrıca seleften bazıları, te’vîle muhtaç olan bu konudaki râvînin rivâyetine izin vermişlerdir. Özellikle hadîs bir hüküm veya başka bir konuyu tazammun ediyorsa. İbn İshak’ın rivâyetleri de bu kabilden olabilir.

Yezîd b. Harun’un naklettiği, “Medine ehli ondan hadîs almazdı” sözü, ondan hadîs almamayı gerektirmez. Hadîsi (senediyle beraber) zikretmiyorsa hakkında zan beslemekten başka bir şey yapılamaz. Zan sebebiyle de adaleti makbul olan birisinin hadîslerini terk edemeyiz.

3. Hişam b. Urve:

Hişam’a dayalı tenkidler ise malumdur. Ayrıca Medine halkını ondan nefret ettirenin Hişam olmadığı ne malum?.

4. Mechullerden Rivâyet Etmesi:

İbn Nümeyr’in, “Mechullerden batıl hadîsler rivâyet ediyor” iddiası, tevsîk ve ta’dîlin isbat edilmediği durumlarda geçerlidir. Adalet ve sıkalığın tesbiti ise mechulleri ilgilendirir, İbn İshak’ı değil. Bir alimi, “mechullerden rivâyet ediyor” diye ta’n etmek ilginçtir. Mechullerden rivâyet, Süfyan-ı Sevri (ö. 161/778) ve başkaları için de geçerlidir. Uygun olan, hadîslerini tasnîf etmektir. Mechullerden rivâyet ettikleri terkedilir, sıkalardan (ma’rûf) rivâyet ettikleri kabul edilir.”[65]

5. Ayırım Yapmaması:

Fark gözetmeksizin insanlardan hadîs rivâyet etmesine gelince, pek çok insanın rivâyet ettiği hadîsin metni aynıdır; lafzı aynı değilse manası aynıdır. Muhammed b. Sirîn şöyle demektedir: “On kişiden, lafızları ayrı, manası aynı olan hadîs dinliyorum.”

6. Çalıntı Yapıyor:

İbn Medinî (ö. 234/848)’nin, “Hadîse meraklıdır, insanların kitaplarından alır, kendi sözüymüş gibi kitabına yazar” sözüyle-bizzat işitilmediği veya tahdîs ettiği isbat edilmediği sürece bir insan-cerh edilmez. Ayrıca rivâyet ettiği haberlere bakılır: Açık bir sema’ı[66] gerektirmiyorsa mudellislerin hükmünde olur ki bu durumda lafızların medlülüne bakmadıkça ona güvenmek doğru olmaz. Şayet duymadığı halde duyduğunu belirtiyorsa bu açık bir yalan ve ahlaksızlık olur. Başka bir çıkış yolu yoksa ancak böyle bir haberi nakletmek caiz olur.

“Kelbî gibi zayıflardan rivâyet ediyor” ithamı, iki şekilden biriyle izah edilebilir:

a. Önemli bir husus olmamakla beraber zayıfın ismini zikrediyor. Bu durumda, durumunu bilmediği birisinden veya durumunu bildiği halde sorumluluğu ona yükleyerek rivâyet ediyor.

b. Tedlîs yapıyor. Bu durumda râvinin zayıflığını bilmiyorsa mesele kolaydır. Biliyorsa ve zayıfın tedlîs, tağyîr-ve sadûkların rivâyeti olduğu intibaını vermek-amacıyla gizliyorsa bu cerhe sebeb ve yapan için büyük bir suçtur.

Ahmed b. Hanbel’in görüşlerinde İbn İshak’la ilgili tad’îf, tedlîs gibi bir suçlama yoktur.

Muhammed İbn İshak geniş ilmi ve güçlü hafızasıyla meşhurdur ve Kelbî’den aldığı hadîslerin uygun olanını uygun olmayanından ayıracak kapasitededir. Ya’la b. Ubeyd Sevrî’nin şöyle dediğini nakleder: “Kelbî’den sakının!” Ona, “Sen ondan rivâyet ediyorsun” denildiğinde, “Ben onun doğrularını yalanlarından ayırabiliyorum” dedi.

Ayrıca Kelbî’den rivâyet edilenler genellikle nesep, insanların hayatları ve Arap’ların günlük yaşantılarıyla ilgili haberlerdir ki, ahkâmla alakalı rivâyetlerin caiz olmadığı kişilerden bu tür rivâyetler caiz görülmüştür.

Yahya b. Maîn’in (ö. 233/847), “Sıkadır ancak huccet değildir” sözü, onun sıkalığı konusunda bize yeterli bir güvencedir. Şayet Umerî[67] ve Malik gibilerin dışında kimse kabul edilmezse makbul olanların sayısı çok azalacaktır.

 

 

 

 

* Yüzüncü Yıl Ünüversitesi İlahiyat Fak. Hadis Anabilim Dalı.

[1] Siretu İbn İshâk, tahk. ve ta’lîk. Muhammed Hamidullah, Hayra Hizmet Vakfı y., Konya 1401/1981, a.

[2] Muhammed Hamidullah 27’inin ismini zikretmekte ve haklarında kısa bilgiler vermektedir. Sîretu İbn İshâk, yc.

[3] Hamîdullah, Sîre, Takdîm.

[4] İbn Hişam, Sîrettu’n-Nebî’sini tanıttığı, “İbn İshak’ın kitabında bulunan, ancak Rasûlullah (s)’in adının geçmediği ve onunla ilgili Kur’an’ın nazil olmadığı, yazılması için bir sebeb, bir yorum, bir delilin bulunmadığı kısımlar ile, hiçbir ilim erbabının- kaynağını-bilmediği şiirleri almadığım gibi, konuşulması çirkin olan, bazı insanları rahatsız eden ve Bekkâî’nin rivayetini kabul etmediği bölümleri almadım” görüşünü Muhammed Hamîdullah şöyle tenkit etmektedir:

“Birincisi: İbn Hişam, geniş ilmi ve dakik bakışına rağmen İbn İshâk’ın kitabından bazı şeyleri ihmal etmiş ve naklettiklerinden daha az önemli olmayan bazı bilgileri çıkarmıştır...

İkincisi: Kitabın aslında bulunan pek çok şiiri, İbn İshâk’ın nisbet ettiği kişilere doğru bulmadığı gerekçesiyle İbn Hişam eserine almamıştır. Biz İbn Hişam’ın ilmî tenkidine karşı çıkmıyoruz, ancak şunu söylüyoruz: Bu şiirler Rasûlullah (s)’in çağına ait olmasalar bile İbn İshâk’ın çağından yani, Emevî döneminin sonu ve Abbasî devrinin başlarından daha sonra değildir. Bu çağın yapısıyla ilgilenen herkes İbn Hişam’ın bu yaptığına teessüf edecektir.”Sîre, a-b.

[5] Uyûn, İbn Seyyidi’n-Nâs, Uyûnu’l-Eser.............s. 13. Sadûk, bir hadîs kavramı olup ta’dîl lafızlarından olup ‘son derece doğru’ anlamına gelir. Bu mertebede yer alan lafızlarla ta’dîl edilen râvinin hadîslerinin gözden geçirilmesi, bu lafızlarda onun zabt derecesini gösterecek herhangi bir işaretin bulunmayışı şeklinde açıklanmıştır. Uğur Mucteba, Ansikloped
<font color=RED>“Bilginin elde edilmesi... bizi iyiye ulaştıracaktır.”[/COLOR]

Back to Top
 Post Reply Post Reply

Forum Jump Forum Permissions View Drop Down



This page was generated in 0.137 seconds.